Biraz Empati Lütfen…


 

‘’Empati veya eşduyum, bir
başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki
motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kendi duygularını başka
nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır. Empatinin zıt anlamlısı
antipatidir.

Bebekler üzerinde yapılan incelemelere göre,
doğuştan empati yeteneğimiz yüksek olmakla birlikte, uygun şartlarda hızla
kaybedilebilen bir yetenektir. Empati yeteneğini sonradan kazanabilmenin yolu:
açık uçlu sorular sormak, yavaş hareket etmek ve yorumda bulunmak, hızlı
yargılara varmaktan kaçınmak, kendi davranış ve düşüncelerimizi anlamaya
çalışmak, geçmişten ders almak, olayları akışına bırakmak ve kendimiz ve
karşımızdakilerin davranışları için belli sınırlar oluşturmaktır.
Olumlu amaçlar için kullanıldığında işbirliği,
üretkenlik, refah ve mutluluğu arttıran bu yetenek, kötü amaçlar için
kullanıldığında manipülasyonculuk şeklini alır.
Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki
insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır.
Empati sayesinde insan ilişkileri gelişir. İnsanlar arasındaki kavgalar azalır
ve zamanla yok olur. Aile içi empati ise aile bireylerinin karşısındaki insanı
kendi yerine koymasıdır. Bu sayede bireyler karşındakinin ne tepki vereceğini
bilir ve ona göre davranır;
Empatinin tam olarak gerçekleşmesinin üç
kuralı vardır;
1.Bir insanın kendisini karşısındaki kişinin
yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakmak,
2.Karşıdakinin duygu ve düşüncelerini doğru
olarak anlamak ve hissetmek,
3.O kişiyi anladığını ona ifade etmek.’’

 

Kaynak: Wikipedia

 

Empatinin tanımını böyle yapıyor
uzmanlar. Gerçekten sadece bunu kurmayı becerebildiğimizde sanırım hayat biraz
daha kolay olacak biz insanoğulları için…

 

Neden mi bu konuya sardım bu yazıda, işte sebebi:

 

30 Aralık akşamı Ankara Gazi üniversitesinde okuyan yeğenim Büşra yılbaşını
geçirmek için İstanbul’a geleceğini fakat ailesine sürpriz yapmak için bunu
onlara söylemediğini, ama işi sağlama alıp ablamların da  ona karşı bir sürpriz yapıp Ankara’ya gelmediğinden
emin olmak istediğini söyleyerek benden bu konuda hafiften bir ağız arama
yapmamı istedi. Bende görevimi yerine getirdim ve oraya kesin gitmeyeceklerini
öğrendim.
Büşra’nın otobüsü sabah karşı 6:30 civarlarında İstanbul’a varacağı için
servis+taksi kullanmasına izin vermeyip kendisini bizim almaya geleceğimizi
söyledim.
Saatimi heyecanla sabah 5:50 ‘ye kurdum (gideceğimiz mesafe araba ile 15 dakika)
; saat çalar çalmaz uyandım ve hemen İsmail’i kaldırdım. Rahat rahat üzerimizi
giyindik ve aşağıya indik… O DA
NEEEEEEEEE…
Bir tane araç bizim aracımızın çok az ilerisine yolun tam

ortasına (şaka ya da abartı değil) park etmiş, hımmm geri geri geri çıksak
dedik bir baktık gene O DANEEEEEEEEEEEEE
başka bir araç sokağın çıkışını paralel bir biçimde Park ederek tamamen

kapatmış (Şaka ya da abartı değil bildiğiniz yol kesmek için polisler yapar
ya  aynısı işte)…  Anlayacağınız sokakta kalakaldık ne ileri ne
de geri gidebileceğimiz bir yol yok. Yaklaşık yarım saat arabanın alarmını ara
ara çaldırmayı denedik yok. Cama çıkanlara kimin bu araba dedik, bilen
yok.  Yarım saat sonra erken saatte işe
gitmek için kalkan bir komşumuzun cama çıkmasıyla araba sahibinin evini
öğrendik ve zile basarak arabasını almasını istedik.
Büyük bir rahatlıkla (zaten arabayı oraya öylece bırakan birinin rahatsızlık
duyacağını sanmıyorum) geldi ve arabasını aldı. Yaptığı açıklama ise ‘’ben
sabah erken çıkacaktım ama uyuya kalmışım’’ gibi saçma sapan bir şeydi. Nasıl
bir ruh halidir bu açıklamayı yaptıran, ya da bunu kendisine normalmiş gibi
düşündüren hala bilemiyorum. Sanki araba insana bir tek sabah lazım olur, gece
hiç araba kullanılamaz… Neyse arabamıza bindik ve yaklaşık 30 dakika garda
bekleyen  Büşra’yı alıp eve götürdük.
Biz o gecelik sorunumu çözdük ama hala düşündükçe dehşete kapılıyorum.
Oturduğumuz sokakta bir sürü çocuklu aile var, yaşlısı, hastası olan var, ya
gece onlardan birine bir şey olsaydı. Alıp hastanı arabaya atıp hastaneye
götürmeye çalışsan çıkamazsın, Ambulans çağırsan sokağa giremez, taksi çağırsan
gene olmaz. Bunun yanında yangın v.s durumlarda olabilir. Arabasını başka bir
yere park etmeye üşenen, kendini başkasının yerine koyamayan (Empati kuramayan),
yaptığına kendince haklı bizce 5 yaşındaki çocuğu bile güldürüp, dehşete
sokacak trajikomik bahaneler sunan birileri yüzünden sonuç tam bir faciaya, can
kayıplarına dönüşebilirdi.
Lütfen ama lütfen bir şeyi yaparken sonunun nelere sebep olacağını, bir gün bu
yaşattığımızı başka birisi bize yaşatsa canımızın ne kadar yanacağını
hesaplayarak hareket edelim.
Yalnızca bu konu da değil hayatımızın her durumunda ’’ ARTIK ÇOK GEÇ’’ dememek  için
doğuştan içimizde olan Empati kurma
yeteneğini geliştirelim….
Etiketler: , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: