Bahar mı Gelmiş?


Her ne kadar havalar bunu yalanlıyor olsa da bu gün 1 mart yani resmi anlamda baharın ilk günü. İliklerimize kadar donduran bir soğukla merhaba dedik baharın ilk gününe. Eskiler derler hep Martın 15 günü kış 15 günü yazdır diye ne kadar da doğruymuş. Oysa benim gibi güneşli ve bol çiçekli bir baharı düşleyen herkes tüm çıplaklığına rağmen inanmak istemiyor buna beklerken martın gelmesini.

 

 

 

 

Baharı sevmeme rağmen her ilk ya da her sonbaharda bir garip oluyorum ben tarifi imkansız duygular içinde oluyorum. Sevinç desen değil hüzün desen hiç değil. Bir herşeyi,kerkesi en çok da kendimi  bırakıp kaçıp gitme isteği sarıyor beni, bir o kadar özgür ve bir o kadar tutsak hissediyorum kendimi..

 

Ben bu melankoli içerisinde debelenirken geçen yıl okuduğum  bir yazı geldi yine aklıma sanırım Can Yücel’in bir yazısıydı. Öyle güzel ifadeler içeriyor, o kadar güzel tanımlıyor ki bazı şeyleri, paylaşmadan edemedim:

 

 

 

 

Bugünlerde herkes gitmek istiyor

 

Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey… Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir.

Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.

Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.

Böyle gidiyor iste. Bir yanımız “kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor. “Otur” diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. Iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu… En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler…

Bir çocuk daha doğurmalar…

Borçlara girmeler…

İşi büyütmeler…

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal, ben… Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki… Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında. Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? “Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar. Ama az.

Sadece kaymak tabakası.

Hepimiz kaçabilsek…

Bütçe, zaman, keyif…

Denk olsa. Gün içinde mesela…

Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 09.00, aksam 18.00. Sonra başka mecburiyetler. Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı bir ömür yani. Ne saçma. Bahar midir bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç.

Ama olsun… İstemek de güzel.’’

 

 

 

 

Bu bahar her bahardan daha güzel olur umarım.  Ağaçlarla birlikte herkesin gönlünde çiçekler açsın… İstediğiniz her şeyin gerçek olması dileğiyle….

 

 

Ben her bahar pişman olurum. Erken açar baharlarım, Soğuk vurur goncalarıma, Toprak olurum.

Y. Erdoğan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: