Bozcaada’ya giden de pişman gitmeyen de pişman…


Biraz ağrı biraz sıkıntı çeksem de Bozcaada’ya ayak basar basmaz büyük bir rahatlama oldu diyebilirim. Hemen kalacağımız yere gittik ve geçici odamıza yerleştik çükü istediğimiz oda bir gün sonra boşalacaktı ve bir gece idare etmemiz gerekiyordu. Kaldığımız yer sanırım adanın konumu ve doğası en güzel pansiyonu. Denize sıfır tek katlı minik bağ evlerinde kaldık. Dediğim gibi konum ve doğa eşsiz ama işletme, bakım ve temizlik yönünden sınıfta kalıyor. Hele benim gibi temizlik konusuna takıntılı bir insansanız çalışmayan sifon, paslanmış bataryalar, zımpara olmuş havlular,dalga dalga olmuş çarşaflar ve bakımsız banyo eşyaları yüzünden üç gün doğru dürüst banyo yapmaz, sadece plajdaki duşla yetinirsiniz ve tuzdan doğal rasta olmuş saçlarınıza aynada hayran hayran bakakalırsınız… Kahvaltı da peynir yerine bir parça kireçle karşılaşırsanız sakın şaşırmayın bu gayet normal hemen dışarı çıkıp poğaça ve açma alıp pansiyona geri dönün…

Bozcaada’ya dört-beş sene önce yine gitmiştim ama ya ilk gitmiş olmanın kaçınılmaz getirisi olarak Erosun aşk okuyla adaya aşık olmuştum da gözüm bazı olumsuzlukları görmedi ya da gerçekten birkaç yılda bir sürü olumsuz gelişme olmuş. Ama yok yok bunun aşkla ilgisi olamaz değil Eros’un okunun insanın kalbine saplanması, Zeus’un şimşeği totonuza saplansa yine de bazı şeyler olumsuz yönde değişmiş işte görmezden gelemiyorsunuz…

Öncelikle esnaf çok kaba ve yamyama dönüşmüş  durumda.  Adanın yaz sezonunun Akdeniz ve güney egeye göre daha kısa sürmesinin acısını resmen gelen insanlardan çıkarıyorlar; bir kere hemen hemen her şey olması gerekenin iki-üç katı kadar pahalı. Pazarlık asla yapamazsınız, denemeyin, azarlandığınız ya da kovulmaktan beter bir duruma geldiğinizle kalırsınız benden söylemesi.

Yemek yemek isterseniz her akşam ya geldik üç günlüğüne burada da mı yemek yapmakla uğraşacağız demeyecek ve pansiyonunuzda bir şeyler yapacaksınız ya gidip çok şık bir balık restoranında mükellef bir sofra donatıp oraya ciddi bir meblağ hesap bırakacaksınız… Haaa ev yemeği düşünüyorsanız bu düşünceden hızla uzaklaşın zira ilk, adanın girişinde, meydanda en bilindik yer Şükrü Usta’yı göreceksiniz ama sevinmeyin sakın. Önce yaklaşık yarım saat kenarda masa boşalmasını bekleyeceksiniz, masayı boşaldı diyelim bu seferde yarım saat sizden önce yemek yiyenlerin artıklarının toplanmasını bekleyeceksiniz. Bu bekleme esnasında ara sıra garsona seslenecek ve toplanmasını rica edeceksiniz ancak garsondan her seferinde sert bir fırça yiyeceksiniz… Bitti mi bitmeeezzzz beklemekten sıkılıp artıkları ve tabakları mutfağa kadar kendiniz taşıyacak, masanızı sileceksiniz.  Bu işi yaptığınızdan bir on beş dakika sonra garson gelecek beş karış suratla siparişinizi alacak ama yine bir on beş yirmi dakika bir metre ilerideki yemek büfesinden yemeğinizi getirmeyecek hatta sizi unutacak ve siz hatırlatınca da ama o yemek bitti diyecek… Sakın kızmaya kalkmayın yoksa bağıra bağıra konuşarak azarlayıp sizi kovmaktan beter eder bir de insanların içinde rezil olduğunuzla kalırsınız… Bir yer daha vardı sanırım ev yemeği yapan çay bahçelerinin orada bak orası gerçekten enteresan bir yer çünkü mesela kuru fasulyeyi üç renkli kokteyl gibi pişirebiliyorlar ilginç teknikleri var. En altta fasulye taneleri ve soğan, ortada salçalı kırmızı bir sıvı, en üstte duru su var yerseniz afiyet olsun… Velhasıl üç gün boyunca Çınar altının karşısındaki büfeye abone olduk tost ve köfte ekmek yemekten başımız döndü.. Aç gittik aç geldik caaaanımmm adamızdan…

Ada da bu sene yeni bir uygulama başlatılmış uygulanabilse bence harika bir fikir ama dediğim gibi hakkını vererek uygulanabilirse… Marketler, pastaneler, bakkallar kısacası her işletmede yapılan alış-verişlerde naylon poşet verilmiyor.  Aldıklarınızı kesekağıdına koyuyorlar ve o kese kağıtlarının dibi daha marketin önündeki arabanıza binemeden açılıyor ve aldıklarınız yerlere saçılıyor… Ama eğer şanslı gününüzde olup iyi bir esnafa rastlarsanız ya da çok yüklü bir alışveriş yaparsanız bezimsi bir poşete kavuşursunuz ve tatil sonuna kadar ona bir şey olmasın diye cep telefonunuzdan daha kıymet verip gözünüz gibi bakmak durumunda kalırsınız…

Eğer bebek ya da çocukla gidecekseniz yaşı ne olursa olsun önce kendilerinden hasta olmayacaklarına dair söz alın hatta bir anlaşma imzalayın çünkü adada bir çocuk doktoru yok. Gece ateşlenen bebeğiniz kucağınızda, ne yaptığından tam olarak emin olmayan bir doktorun karşısında ve  dispanserden bozma bir hastanenin içinde dumur olmuş bir vaziyette kalabilirsiniz..

Arabayla gidiyorsanız sürekli neden katlanıp cebe konabilen bir araba yapmıyorlar ki diye isyan ederken bulabilirsiniz kendinizi çünkü akşamları merkezde arabanızı koyacak yer bulmak dört yapraklı yonca bulmakla eşdeğer zorlukta..

Hiç mi iyi bir şey yoktu,

olmamıııııııı…..

Bir kere deniz herhalde benim için yurt sınırları dahilinde muhteşem diyebileceğim birkaç yerden biri, her koyda farklı bir güzellik ve farklı bir keyif. Giderken muhakkak yanınızda şemsiye ve su götürün çünkü doğallığının bozulmaması için koylarda işletme yok… Dolayısıyla cafe, şezlong ve şemsiye hizmeti yok. Eğer ben bunlarla uğraşamam derseniz Ayazma plajına gidin derim hem bu hizmetleri ücret karşılığı alabilir hem de plajın üst kısmındaki restoranlarda hayatınızın en güzel kalamar tavasını yiyebilirsiniz. Yazarken bile ağzım sulandı….

Adanın tepesinde rüzgar enerji santrali var günü sonlandırıp güneşe byeeeeeee demek için, şarabınız elinizde,  yavaş yavaş süzülerek denize gömülen güneşi izlerken romantizmin doruklarına çıkmak için eşsiz bir mekan… Ayrıca alabildiğine kekik tarlasıyla çevrildiği için kendinizi kekik toplamaktan alıkoyamayacaksınız o nedenle muhakkak yanınızda bir poşet götürün. Bir de o anları kesinlikle ölümsüzleştirin derim o nedenle fotoğraf makinenizi de yanınızda götürün…

Bizim gibi pansiyonunuzda kötü ötesi bir kahvaltıyla karşılaşırsanız imdattt diye bağırarak merkezdeki Çiçek Pastanesine doğru koşun ve o muhteşem poğaça ve açmalardan alın ve doyun. Damla sakızlı un kurabiyesini de tatmadan adadan ayrılmayın…

Öğlen sıcağında merkeze herhangi bir sebeple inerseniz muhakkak serinlemek için Çınar altının o eşsiz limonatasını için. Benim gibi diyette olup şekeri sıfırlayan bir insan evladına bile üst üste iki bardak içirecek kadar lezzetliydi.

Bana göre tatilin yıldızı, on üzerinden yüz verdiğim olay iskelenin yanında  bulunan çay bahçelerindeki hizmet ve servisti. Tam bir Türk kahvesi tiryakisi olan bana tatilin en keyifli dakikalarını bu ortam yaşattı. Şimdiiiiii gözünüzde canlandırın.  Kahve siparişinizi verdiniz, yaşadıklarınızdan yola çıkarak en fazlası yanında bir bardak da su getirmelerini umuyorsunuz, bahçe tipi iki kişilik salıncağınızda tıngır mıngır sallanırken ve bir taraftan da o eşsiz denizi seyrederken… O da ne … en fazla beş dakika sonra önünüze içinde, yanında lokumla kahveniz, suyunuz, acıbadem likörünüz ve  bir adet captain black sigaranızın olduğu bir tepsi getiriyorlar… Ücret mi?  hafızam beni yansıtmıyorsa beş(5) tl gibi rakamdı. Ayrıca isterseniz aynı yerden denize de girebiliyorsunuz ama çok kestane var böyle bir niyetiniz varsa deniz ayakkabınız yanınızda olsun…

Adadan aldığım incir reçelini hiçbir yerde bulamıyorum, herkes meşhur domates reçelinin peşinde olsa da bence incir reçeli akıllara zarar. Ancak sabit aldığım bir yer yok genelde rica edip kapağını açtırıyor, kokluyor ve öyle alıyorum bilginize…

E malum adanın şarapları meşhur… Şaraplar ve şarap üreticileri hakkında çok bilgi veremeyeceğim sadece bu iş için ayırdığınız bütçe genişse Corvus derim gerçekten muhteşem ama daha orta halli bir şeyler arıyorsanız Talay da hiç fena değil.

İşte böyleeee….. Dört günlük Bozcaada maceramızdan kısa kısa notlar böyleydi…. Bazen sinirlen gözlerimizden ateş, kulaklarımızdan buharlar çıktı, bazen o muhteşem koylardaki serin sularda unuttuk tüm o olumsuzlukları…  Uzunca bir süre adaya yeniden gitmeyi düşünmüyorum bu şartlar altında ama hayat bu hiçbir şey belli olmaz ki insanoğlunun hayatında… Hayat bana asla dememeyi öğretti uzunca bir süre önce o nedenle temkinliyim asla demiyorum ama….. öyle işte….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: