Yurdumun Hastane Profili


Hep derler ya ‘’Allah kimseleri hastanelere düşürmesin’’ diye ben bunun önemini bir kez daha anladım. Ölümleri, üzüntüleri, koşuşturmaları tam geride bıraktık ramazanla eski dingin hayatımıza geri döndük, bayramda yaptığımız şahane gezilerle enerji depoladık derken olmadı yine olmadı.  Hemen bayram tatilinin ertesi günü annemin on sene önce de olduğu gibi yüksek tansiyon nedeniyle hastaneye kaldırılıp yine felç geçirdiğini öğrendiğimizle  10 gün sürecek Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ( İlk yardım) Nöroloji servisi  serüvenimizde başlamış oldu.

Bir ülkenin durumunu gözlemlemek için gerçekten incelemeye ilk hastanelerinden başlamak lazım. Çünkü bir ülkenin kendi insanına verdiği değeri buradan anlarsınız.

Annemin kaldığı oda üç kişilik bir odaydı ve toplasanız 15 metrekare yoktu bile sanırım. Yaz sıcağında havasızlıktan ve rahatsız oldukları için yıkanamayan hatta altı bezlenip o ortamda değiştirilen, idrarı böbrek fonksiyonlarını kontrol amacıyla iğrenç pet şişelerde toplanıp odada bir kenarda bekletilen  hastalar (ki buna benim annemde dahildi) nedeniyle resmen kokuşmuş bir vaziyet alıyordu. E hastane ortamı çoğunluk yaşlı ve 30 derece sıcakta bile üşüyor o nedenle pencere kenarında kalanlar pencereleri de açtırmıyorken  vaziyeti ve kokuyu varın siz düşünün. Böyle bir ortamda sağlam olan insan iki saatin sonunda hasta olurken bir hasta nasıl iyileşebilir ki.

Refakatçıların bir insan olduğunun farkında olan yok sanırım bu ülkede çünkü bir insan sandalye üzerinde kaç gece kaç gün geçirebilir söyler misiniz? Allahtan biz ablamlarla nöbetleşe kaldık da tahammül edebildik yoksa mümkün değil  sürekli aynı kişinin kalması. İnsan bir gece kalınca üzerinden tır geçmiş gibi oluyor.  Allah tek kalanlara yardım etsin.

Hastanede kalan insanlar sağlık durumlarının gerektirdiği gibi beslenmeli buna ben dahil kimsenin itirazı yoktur ama hastalara verdikleri  peyniri  ve yemekleri görseniz inanmazsınız. Kaldığımız 10 gün boyunca en az 4 kere patlıcan yemeği çıktı. Zaten öğlen ne yemek çıkıyorsa akşam da aynısı çıkıyor delirmemek mümkün değil.

Katlarda sadece bir tuvalet var bayan ve erkek olmak üzere hastası da refakatçısı da aynı tuvaleti kullanıyor odalardaki kokudan zehirlenme tehlikesi geçirip kendini koridora atsan bu seferde koridora taşmış pis tuvalet kokusundan fenalık geçiriyor insan. Gerektiği gibi temizlenmeyen bu tuvaletler yüzünden girseniz de girmeseniz de hasta olabilirsiniz. Çünkü girerseniz mikrop kapabilirsiniz bundan korkup girmezseniz de tuvaletinizi tutmaktan böbrek ağrılarına maruz kalabilirsiniz. Tercih sizin.

Hastane personeline gelince doktorlar gerçekten çok iyi ve işlerini canla başla yapıyorlar, çok yoğunlar ama yine de hem hastalarına hem de yakınlarına saygı ve sevgiyle yaklaşıp ellerinden geldiğince zaman ayırıyorlar. Mesela bizim doktorumuz Fazilet Hanım yemek yemeğe bile zor vakit bulmasına rağmen gene de bizden güler yüzünü ve ilgisini eksik etmedi. Bu saydıklarımın hepsine asistan doktor Kürşat Bey de dahil. Bir de söylemeden geçemeyeceğim bizim doktorumuz olmamasına rağmen bir Semra Hanım vardı ki kendisinin pozitif enerjisini, kahkahalarını ve hastalarına o içten hitap şekilleri görmek, duymak bile insanı mutlu eden bir durumdu. Hepsine tek tek teşekkür ediyorum buradan.

Hemşirelere gelince işte o noktada maalesef çok olumlu izlenimlerimi aktaramayacağım . Başta Güneyra hemşire ve diğer bir kaçını bu yazacaklarımdan ayrı tutarak(onlar inanılmaz değerli hemşirelerdi)  son derece  asık suratlı ve negatiflerdi. Hastalara da yakınlarına da hitap ederken sürekli ikinci tekil şahıs kullanıyorlardı bu nasıl sinir bozucu anlatamam çünkü bunu samimiyetten değil insanları önemsemekten yapıyorlardı. Çoğunda bir afra tafra görseniz doktorlarda yok bu hava. Bir şey sorarsınız azarlar gibi konuşurlar, çağırırsınız beş karış suratla gelirler,  her şeyi çıkışarak anlatırlar daha ne yazayım bilmiyorum.

Hele bir sabah öyle bir olay yaşadım ki benim bu mesleğe de, okumanın insana bir şeyler kazandırdığına da inancım yerle bir oldu. Sabah 6-7  Sularında koridorda volta atarken bir taraftan da kısık bir sesle ablama annem hakkında bilgi veriyordum.  Yürürken yerde üzüm taneleri ve bisküvi  jelatinleri gördüm. Tam eğilimdim yerden almaya sanırım zorlandım ki ablam sesimden anlayıp ne oldu diye sordu ben de yok bir şey birileri yere çöp atmış bir taraftan da onları topluyorum dedim.  Tam o sırada hemşire bankosundan bir ses yükseldi ‘’ ne saçmalıyorsun sen kimse çöp falan atmış değil birazdan oralar süpürülecek o yüzden oradalar’’ diye  bir baktım bu sesin sahibi servisin havalı her daim fönlü saçlı, bakımlı sarışın hemşiresinden başkası değil.  Anladığım kadarıyla hastane gibi her daim steril olması gereken bir ortamın koridoruna o çöpleri kendisi atmıştı, yaptığından değil yaptığının konuşulmasından utanmıştı ve bu durumun üzerini bana bağırarak örtmeye çalışmıştı. Normalde böyle şeylere hiç tahammül edemeyen ben ya uykusuz, sandalye tepesinde geçirilmiş uzun bir gecenin yorgunluğu, usanmışlığı  yada annemin hala orada tedavi görüyor olmasının korkusuyla hiç bir şey diyemedim ve yapamadım. Hala düşündükçe kan beynime sıçrıyor. Bir hemşire bunu yapıyorsa o hastanenin çöplüğe dönmediğine şükretmek lazım.

Hastane bahçesinde geceleri tehlike kol geziyor elini kolunu sallayan evsizi,ayyaşı, uyuşturucu müptelası, akıl hastası hastane bahçesinde fink atıyor, orada sabahlıyor ama güvenlik görevlileri buna göz yumuyor. Korkudan akşam hava karardıtan sonra kantinden çay almaya bile gidemiyorsunuz.

Eskinin adıyla hastabakıcılar (şimdi ne deniyor bilemiyorum) çok yardım sever insanlardı. Gerçekten her ihtiyaç duyduğumuzda bulabildik kendilerini,  hastaneden ayrılırken biz onlardan memnunduk onlarda bizden🙂

Tamam hastaneler bakımsız,pis,yetersiz,personel bir tuhaf v.s ama bizim insanımız da çok normal değil ki. Zaten acil hastalara bile yetişemeyen ana asansöre binmek için görevliyi dövmek mi dersin, ağzı yüzü patlamış insanlar sedyeyle beklerken banane ben kaç saattir bekliyorum ben binicem diye avaz avaz bağıranınımı istersin ne ararsan var. Biraz duyarlı olmak lazım aşağı inerken en azından sağlam olan insanlar yürümeyi tercih etse ya da mümkün olduğunca inip çıkarken küçük asansörü kullansa bu bile biraz rahatma sağlar ama nerdeeeeeeeeee… Herkeste bir bencillik, bir umursamazlık görmeyin gitsin.

İşte böyle on günlük serüven de böyle geçti…. Ama bizde kendimizden geçtik o ayrı… Şükür biz taburcu olup kurtulduk annem de günden güne iyiye gidiyor ama daha binlerce insan o elverişsiz koşullarda derdine derman aramaya devam ediyor.

Sonuç olarak bir ülkede en insanı ihtiyaç olan sağlık hizmeti böyle olmamalı. Devlet büyükleri türbandı, eğitim hakkıydı , bilmem neydi diye uğraşacağına önce dönsün de bir hastanelere el atsın sonra bu ayrıntılara girsin. En büyük ibadetlerden biri insanlığa hizmettir. maalesef bunu anlayabilmiş değil yetkililer.  Bizlerde tepkisiz kalmayalım, insani tepkimizi göstermemiz gereken yerlerde gösterelim ki birileri insan olduğumuzu unutmasın. Çünkü gerçekten vaziyet insanlık dışı şuan çoğu hastanelerde.

Şükür biz kurtulduk annem de günden güne iyiye gidiyor ama daha binlerce insan o elverişsiz koşullarda derdine derman aramaya devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: